top of page

Gidenler, Kalanlar ve Biz

  • Yazarın fotoğrafı: Bülent Eryüksel
    Bülent Eryüksel
  • 16 saat önce
  • 4 dakikada okunur

Hayatımızın belki de en kaçınılmaz gerçeğidir yas. Doğumdan ölüme hayat bizi hep kayıplarla yüzleştirir. Sevdiklerimizin kaybı, terkedilme, boşanma, çocuğumuzun evden gitmesi , iş kaybı, emeklilik  hepsi bizi üzen , bazen hiç geçmeyeceğini düşündüğümüz birer yas sürecidir. Hayatta olduğumuz sürece yas kaçınılmaz. Yasın ne olduğunu, neden bu süreci yaşadığımızı bilirsek katlanmak da belki daha kolay olacaktır.  En azından yasın evrensel bir kavram olduğunu, herkese gayet eşit  davrandığını ve  yanlız olmadığınızı  bilmek bile rahatlama oluşturabilir.   

Yas ruhun kırık kemiğidir.Başta üstüne basamayız.Ağırlık taşıyamayız.Denge kaybolur.Sonra yavaş yavaş iyileşme başlar. Ama kemik eskisi gibi olmaz — genellikle kırıldığı yer daha kalın ve daha dayanıklı olur.

Yas da bizi eski halimize döndürmez. Bizi başka bir versiyonumuza dönüştürür. Burada amacımız 'hiç kırılmamış gibi yapmak' değil. O kırığın etrafında yeni bir denge kurmaktır. Kayıplar insan üzüntülerinin temel kaynağından biridir. Sahip olduğumuzu kaybettiğimizde üzülürüz. Bu üzüntü neyi kaybettiğimize bağlı olarak geçici, kısa süreli bir üzüntü de olabilir veya daha uzun süreli ve yoğun bir yas süreci de olabilir.  Yas bağ kurduğumuz bir şeyin artık eskisi gibi olmamasına verdiğimiz biyolojik, psikolojik ve ilişkisel tepkidir.Yas sadece ölüme verilen tepki değildir. Ayrılıklar,  boşanmalar, hastalık sonrası eski bedenin kaybı, gençliğin, gücün, rolün kaybı, taşınma, göç, ebeveyn olamamak, emeklilik, çocukların evden ayrılması, kimliğin bir parçasının değişmesi yas sebebi olabilir. Yas bir  zayıflık değil, bağ kurabilmiş bir sinir sisteminin verdiği tepkidir. Yasın temeli bağlanma sistemidir. İnsan beyni bağ kurarak hayatta kalmak için evrimleşmiştir.Sevdiğimiz kişi/rol/kimlik güvenlik düzenleyicisi olur, stresi düşürür, kimliğimizi organize eder. Kaybedince sadece kişiyi değil; düzenleyici sinir sistemi desteğini, kimlik parçasını ve gelecek hayalini de kaybederiz.

Yas aslında nörobiyolojik bir süreçtir.

Beyin kaybı kabul edemez, aramaya devam eder. Sosyal kayıp fiziksel ağrı devreleriyle benzer bölgelerde işlenir. Ağrı eşiğimiz azalır. Strese bağlı kortizol salınımı ile uyku, dikkat ve hafıza etkilenir.Yas döneminde beynin tam kapasite çalışmaması bir bozukluk değil, iyileşme sürecidir.


Yas aslında bağımlılık gibi hissedilir. Sevdiğimiz kişi dopamin ve oksitosin sisteminin parçasıdır. Kaybında beyin yoksunluk yaşar. Hatıralara dönme, takıntılı düşünme ve bırakmakta zorlanma bağ sisteminin sökülme sancılarıdır.

 


Yas sürecinde yaşanan kaybedilen kişi veya nesneye bir bağlılık mıdır yoksa bağımlılık mıdır? Bu iki farklı duygunun birbirinden ayırt edilmesi ve farkında olunması yas ile olan ilişkinin düzenlenmesi açısından önemlidir.  Bağlılık, iki kişinin birbirine duygusal olarak düzenleyici olmasıdır.Sağlıklı bağlılıkta yakınlık güven verir.  Ayrılık üzücüdür ama tolere edilebilir.  Kimlik sadece ilişkiye bağlı değildir. Diğer kişi hayatın parçasıdır, ama tamamı değildir.  Sevgi, seçmeye devam etmektir. Beyinde oksitosin, dengeli dopamin ve düzenleyici prefrontal korteks aktivitesi görülür. Kişi şunu hisseder: 'Onsuz zor ama ben var olmaya devam ederim.'


Bağımlılıkta ise ilişki, duygusal düzenleme aracı değil, duygusal kaçış aracıdır ve onsuzluk panik yaratır. Yalnızlık değil boşluk hissi vardır. Kimlik çöker, ilişki acı verse bile kopulamaz. Kişi değil, his bağımlılığı vardır.  Beyinde yüksek dopamin ödül döngüsü, yoksunluk benzeri aktivasyon ve artmış stres sistemi görülür ve kişi şunu hisseder: 'Onsuz kim olduğumu bilmiyorum.'


Bağlılık: 'Seni seviyorum ama ben de varım.'Bağımlılık: 'Sen yoksan ben de yokum.'


Kaybın ilk döneminde her sağlıklı bağ geçici olarak bağımlılık gibi hissedebilir. Beyin oksitosin, dopamin ve güvenlik kaybı yaşar; bu nedenle yoksunluk tepkileri görülür.


Bağlılık yasında acı zamanla şekil değiştirir, kimlik yeniden kurulur, anılar taşınabilir, ilişki içselleştirilir. Bağımlılık yasında ise acı çözülmez ve donuklaşır. Kimlik kayıp kişi etrafında donar ve anılar saplantıya dönüşür. İlişki zihinde canlı tutulmaya çalışılır


Yas unutmak değildir, beynin yeni yol haritası oluşturmasıdır. Beyin gerçeği öğrenmeye çalışır. İnkar ve arama davranışı doğaldır. Yasın amacı bağı silmek değil, bağın şeklini değiştirmektir. Fiziksel varlık, içsel bağa dönüşür.


Yas Düzgün Bir Çizgi Halinde İlerlemez. Yas doğrusal değildir. Bazen iyi hissetmek yasın bittiği anlamına gelmez ve  kötüleşmek gerileme değildir. Zihnin sürekli geçmişe gitmesi patoloji değil, beynin kaybı işlemeye çalışmasıdır. Güçlü görünememek zayıflık değildir. Yorgunluk yasın parçasıdır. Duyguların gelmesi bozulmak değil, çözülmenin başlamasıdır.

Yas sürecinde suçluluk duygusu da vardır. Daha fazlasını yapmalıydım düşüncesi yasın doğal parçasıdır. İyi hissetmek ihanet değildir, hayatına devam etmek unutmak değildir. Acının sürmesi sevginin kanıtı değil, sinir sisteminin adaptasyon sürecidir.

Eski sen geri gelmeyebilir ama yeni bir sen oluşabilir. Yas bir parçayı alır ama derinlik ve empati gibi yeni kapasiteler bırakabilir. Acı azalmaz ama taşınabilir hale gelir. Kaybın izi silinmez ama hayatın tamamı olmaktan çıkar.Yas kalıcı bir yara değil, kalıcı bir bağa dönüşebilir ve beyin değişime uyum sağlayabilir. Yasın amacı acıyı yok etmek değil, kayıpla yaşayabilecek bir sinir sistemi kurmaktır. Yas, sevginin yokluğu değil, sevginin yön değiştirmesidir. Amacımız kaybı silmek değil; onunla yaşayabileceğimiz yeni bir iç düzen kurmaktır. Birini kaybettiğimizde en çok duyduğumuz cümle şudur: “Zamanla geçer.”Ama yas aslında geçmez. Çünkü yas, sevginin kanıtıdır. Sevgi bittiyse yas da olmazdı. Yas, sevginin yokluğu değil — artık dışarıda yaşayamadığımız sevgiyi içeride taşımaya başlama sürecidir.

Peki insan kayıpla nasıl yaşamayı öğrenir?

Kaybı silerek değil, iç dünyasında yeni bir düzen kurarak.

Yeni bir iç düzen nasıl kurulur ?

Bağın biçim değiştirmesi:

İyileşme bağı koparmak değil, onu içselleştirmektir. Anılar, iç konuşmalar ve değerler aracılığıyla bağ sürer.

Duygusal düzenleme sistemini yeniden kurmak:

Bedensel regülasyon, güvenli ilişkiler, rutinler ve duygulara izin vermek iyileştiricidir.

Kimliği yeniden tanımlamak:

“Onsuz ben kimim?” sorusu yeni roller ve anlamlar geliştirme fırsatıdır.

Acıya yer açmak:

Duygular bastırıldığında donakalır. Yaşandığında ise düzenlenir. İfade etmek iyileştirir.

Anlamın yeniden inşası:

Kayıp sonrası büyüme; empati, önceliklerin değişimi ve yaşamın değerini fark etmekle ilgilidir. Yas bir hastalık değil, yeniden yapılanma sürecidir. Sevgi kaybolmaz, sadece adres değiştirir.

İyileşme; kaybı silmeden, onunla yaşayabilen bir iç dünya kurabilmektir.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


© 2020 by Dr. Bülent Eryüksel. All Rights Reserved.

bottom of page