top of page

Gri Boşanma: Bir Evliliğin Değil, Bir Hayatın Yeniden Düzenlenmesi

Yazarın fotoğrafı: Bülent Eryüksel
Bülent Eryüksel
49 dakika önce
7 dakikada okunur

Son on yılda çevremde 50 yaş sonrası boşanan çiftlerin sayısının arttığını gözlemliyorum. Belki ben de aynı durumda olduğumdan algıda seçicilikte olabilir diye düşünürken artık bu boşanmalara bir isim bile verildiğini, ‘’Gri Boşanma’’ diye adlandırıldığını öğrendim.    Genellikle 50 yaş ve sonrasında gerçekleşen boşanmaları tanımlamak için kullanılan bu kavram, yalnızca ileri yaşta bir evliliğin sona ermesini anlatmaz. Aslında çok daha derin bir psikolojik dönüşümün adıdır. Çünkü yirmi, otuz, hatta kırk yıl sürmüş bir evliliğin sona ermesi, yalnızca bir eşten ayrılmak değildir; insanın hayatının önemli bir bölümünü üzerine kurduğu düzeni, kimliğini, alışkanlıklarını, sosyal çevresini, ekonomik planlarını ve geleceğe ilişkin tasarımını yeniden düşünmesi anlamına gelir.

Bu nedenle gri boşanmayı yalnızca “geç yaşta boşanma” olarak görmek eksik kalır. Daha doğru bir ifadeyle bu, bir yaşam döneminin yeniden yapılandırılmasıdır. Genç yaşlarda boşanan bir insan çoğu zaman önünde kurulabilecek yeni bir hayat olduğunu daha kolay hissedebilir. Elli ya da altmışlı yaşlarda boşanan biri ise yalnızca “Bundan sonra kiminle birlikte olacağım?” diye sormaz. “Bundan sonra nasıl yaşayacağım?”, “Ben kimim?”, “Yıllardır eş ile birlikte tanımladığım hayatımdan geriye ne kaldı?”, “Emeklilik dönemimi nasıl geçireceğim?”, “Çocuklarım bunu nasıl karşılayacak?”, “Yeniden bir ilişki kurabilir miyim?”, “Yalnız kalırsam ne olacak?” gibi sorular da aynı anda ortaya çıkabilir. Bu nedenle gri boşanmada asıl mesele takvim yaşı değil, insanın hayatının hangi döneminde olduğudur.

Uzun bir evlilik zamanla yalnızca bir ilişki olmaktan çıkar, bir kimlik ve yaşam sistemi haline gelir. İnsan kendisini “eş”, “anne”, “baba”, “aile” gibi roller üzerinden tanımlamaya başlayabilir. “Bizim çocuklar”, “bizim ev”, “biz her yaz”, “eşimle” gibi ifadeler, gündelik dilin ötesinde bir “biz” duygusunu taşır. Boşanma olduğunda ise yalnızca eş kaybedilmez; yıllar boyunca kurulmuş bu “biz” kimliği de çözülmeye başlar. Kişi bir anda kendisine “Ben şimdi kimim?” diye sorabilir. Özellikle uzun evliliklerde boşanmanın yarattığı boşluk bu nedenle yalnızca duygusal değildir. Günlük hayatın örgüsü de dağılır. Sabah kahvesinin kiminle içileceği, hafta sonunun nasıl geçirileceği, tatiller, aile buluşmaları, hastalıkta kimin yanında olacağı gibi sıradan görünen ayrıntılar bir anda psikolojik bir anlam kazanır. İnsan bazen eşini değil, onunla birlikte yaşadığı hayatın düzenini özler.

Bu noktada gri boşanmanın önemli sorularından biri ortaya çıkar: “Ben aslında eşimi mi özlüyorum, yoksa onunla birlikte yaşadığım hayatı mı?” Çünkü uzun ilişkilerde sevgi, alışkanlık, güven, tutku, bağlılık, sorumluluk, korku ve ekonomik ortaklık birbirine karışabilir. Evliliğin bitmesiyle bunların hangisinin kaybedildiğini anlamak zaman alabilir.

Gri boşanmaların bir bölümü dışarıdan ani görünse de psikolojik olarak çoğu zaman uzun bir birikimin sonucudur. Yıllarca devam eden iletişim sorunları, duygusal uzaklaşma, cinsel ilişkinin azalması, farklı yaşam beklentileri veya sürekli ertelenen çatışmalar zaman içinde ilişkiyi aşındırabilir. Çocukların büyümesi, emeklilik veya başka bir yaşam geçişi ise daha önce ertelenmiş soruları görünür hale getirebilir. Özellikle çocukların evden ayrılmasıyla çift, yıllardır çocukların etrafında organize edilen hayatın dışında ilk kez yeniden yalnız kalabilir. O zaman şu soru ortaya çıkabilir: “Biz sadece ikimiz kaldığımızda birbirimizle ne yapacağız?” Burada çocukların boşanmaya neden olduğunu söylemek doğru değildir. Daha çok, çocukların aile içindeki düzenleyici rolünün azalmasıyla çiftin kendi ilişkisiyle daha doğrudan karşı karşıya kalmasından söz edilebilir.

Emeklilik de gri boşanmanın psikolojik anlamını değiştiren önemli bir yaşam geçişidir. Çalışma hayatı insanın yalnızca zamanını değil, kimliğini de yapılandırır. İş, sosyal çevre, üretkenlik ve sorumluluklar ortadan kalktığında kişi yeni bir yaşam düzeni kurmak zorunda kalır. Eğer emeklilik ile boşanma aynı döneme denk gelirse, iki büyük geçiş üst üste binebilir. “Günlerimi nasıl geçireceğim?”, “Ekonomik olarak yeterli miyim?”, “Kiminle yaşayacağım?”, “Hayatımda şimdi ne olacak?” gibi sorular boşanmanın yarattığı belirsizliği büyütebilir. Özellikle uzun yıllar ev içindeki sorumlulukları ağırlıklı olarak üstlenen kişi için boşanma yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir bağımsızlaşma sürecidir. “Kendi hayatımı tek başıma yönetebilir miyim?” sorusu burada öz-yeterlik açısından önem kazanır.

Gri boşanmanın en hassas alanlarından biri ise yetişkin çocuklardır. Çocuklar artık yetişkin olsa da, kendi hayatlarını kurmuş bulunsa bile anne ve babanın boşanması aile sisteminin temelini değiştirebilir. Yetişkin çocuk “Bunca yıldan sonra neden?”, “Babam şimdi yalnız mı kalacak ?”, “Annem nasıl yaşayacak?”, “Hangisinin yanında olmalıyım?” gibi sorular yaşayabilir. Bazıları taraf tutabilir, bazıları ebeveynlerini barıştırmaya çalışabilir, bazıları ise yıllardır devam eden çatışmanın sona ermesinden dolayı rahatlama hissedebilir. Burada önemli olan, çocuğun yaşının yetişkin olmasıyla ebeveynlik rolünün ortadan kalkmadığını hatırlamaktır. Yetişkin çocuk yine de ebeveynlerinin duygusal yükünü taşımaya başlayabilir. Bu nedenle anne ya da babanın çocuğunu eski eşine karşı müttefik haline getirmemesi, onu arabulucu konumuna sokmaması ve “Sen artık bana bakmalısın” gibi bir rol yüklememesi gerekir. Ebeveynler boşanabilir; ancak çocuklarının duygusal partneri haline gelmemelidir.

Gri boşanma aynı zamanda güçlü bir yas sürecidir. Fakat yas yalnızca eşin kaybından ibaret değildir. Kişi evliliğin, ortak evin, aile biçiminin, alışkanlıkların, sosyal çevrenin ve birlikte yaşlanma planının yasını tutabilir. Hatta bazen gerçekleşmemiş bir geleceğin yasını yaşar. “Emekli olduğumuzda birlikte seyahat edecektik”, “Çocuklarımızın çocuklarını birlikte büyütecektik”, “Yaşlandığımızda birbirimize bakacaktık” gibi hayaller gerçekleşmemiş olsa bile zihinde bir gelecek olarak zaten kurulmuştur. Boşanma, yalnızca geçmişte yaşananların değil, gelecekte yaşanacağı düşünülen hayatın da kaybıdır. Bu nedenle gri boşanmada yasın konusu bazen geçmişten çok gelecektir.

İleri yaşlarda boşanmayı psikolojik olarak karmaşıklaştıran bir başka faktör de zaman algısının değişmesidir. Elli ya da altmış yaşlarında bir insan “yeniden başlamak” fikrini yalnızca romantik bir mesele olarak değerlendirmeyebilir. “Hayatımın geri kalanında nasıl yaşayacağım?”, “Yeniden birini tanımaya değer mi?”, “Yalnız kalırsam ne olacak?”, “Bu yaştan sonra yeni bir hayat kurabilir miyim?” gibi sorular yaşlanma ve zamanın sınırlılığıyla da bağlantılıdır. Ancak bu durum yalnızca kaygı yaratmaz. Bazen insanı yıllardır ertelediği sorularla yüzleşmeye de zorlar: “Ben gerçekten böyle yaşamak istiyor muyum?”, “Hayatımın geri kalanını nasıl geçirmek istiyorum?”, “Bu ilişki benim için hâlâ yaşanabilir mi?” Bu açıdan bazı gri boşanmalar, geç verilmiş bir karar olmaktan çok, uzun süre ertelenmiş bir kendilik kararının sonucu olarak deneyimlenebilir.

Boşanma sonrasında yeni bir ilişki kurmak da bu dönemin önemli psikolojik başlıklarından biridir. Elli ya da altmışlı yaşlarda yeniden partnerlik, gençlik dönemindeki ilişki beklentilerinden farklı olabilir. İnsan bu yaşlarda artık sadece aşk aramaz; arkadaşlık, yol arkadaşlığı, cinsel yakınlık, güven, ortak ilgi alanları veya hayatın geri kalanını paylaşabileceği bir eşlik arar çoğu zaman. Ancak geçmiş evliliğin izleri yeni ilişkinin içine taşınabilir. Kişi yeni partnerini eski eşiyle karşılaştırabilir veya yeni ilişkinin eski evlilikteki düzeni yeniden kurmasını isteyebilir. Hatta bazen bilinçli olarak ayrıldığı ilişki biçiminin bazı parçalarını yeniden üretmeye çalışabilir. Bunun nedeni insanın yalnızca yeni bir ilişki araması değil, tanıdığı ilişki biçimini de aramasıdır. Oysa yeni partner eski evliliğin bıraktığı boşluğu doldurmak zorunda değildir. Yeni ilişki, geçmişin telafisi değil, iki ayrı yetişkinin yeni bir bağ kurma çabasıdır.

Bu noktada bağlanma ile bağımlılık arasındaki ayrım önem kazanır. Uzun yıllar bir insanla yaşamış olmak, onsuz yaşayamayacağımız anlamına gelmez. Ancak ortak yaşam, iki insanın gündelik hayatını ve duygusal düzenleme biçimlerini birbirine bağlar. Bu nedenle boşanma sonrasında yalnızlık yoğun hissedilebilir. Fakat yalnızlık ile yalnız kalabilme kapasitesi aynı şey değildir. İnsan yalnız olabilir ve yine de kendisiyle iyi bir ilişki kurabilir. Bazı insanlar gri boşanmanın ardından ilk kez kendi kararlarını verme, kendi zamanını düzenleme ve kendi ihtiyaçlarını fark etme deneyimi yaşar. Bu nedenle psikolojik hedef her zaman yeni bir partner bulmak değildir. Bazen ilk hedef, insanın kendisiyle yeniden ilişki kurabilmesidir.

Cinsellik de gri boşanmanın çoğu zaman gözden kaçan boyutlarından biridir. Toplum ileri yaşlarda aşkı ve cinselliği görünmez hale getirse de romantik arzu yaşla birlikte ortadan kalkmaz. Ancak bu dönemde cinsellik yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik bir mesele haline gelir. Beden algısı, yaşlanma, özgüven, performans kaygısı, hormonal değişimler, kronik hastalıklar, ilaçlar ve yeni partnerle güven kurma süreci cinsel yakınlığı etkileyebilir. Boşanma sonrasında kişinin “Hâlâ arzu edilebilir miyim?” sorusuyla karşılaşması mümkündür. Yeni bir partner tarafından arzu edilmek özgüveni güçlendirebilir; fakat ilişki yalnızca “hâlâ çekiciyim” duygusunu kanıtlamak için kurulursa, partner zamanla özdeğerin aynasına dönüşebilir. Sağlıklı yakınlık ise kişinin kendi değerini karşı tarafın arzusundan bağımsız olarak koruyabildiği bir ilişkidir.

Gri boşanmanın önemli psikolojik meselelerinden biri de “geç kalmışlık” duygusudur. “Bunca yıldan sonra mı?”, “Çok geç değil mi?”, “Bunca yıl boşa mı gitti?” Bu soruların her biri geçmişe yönelik bir muhasebeyi içerir. Fakat uzun sürmüş bir evliliğin sona ermesi, geçirilen yılların boşa gittiğini göstermez. Bir ilişki yalnızca sonucuyla değerlendirilmez. İki insan birlikte büyümüş, çocuk yetiştirmiş, zor dönemlerden geçmiş, birbirlerinin hayatında önemli bir yer tutmuş olabilir. Bütün bunlar gerçekliğini korur. Bir evliliğin sona ermesi, geçmişte yaşananların anlamsız olduğu anlamına gelmez.

Belki de gri boşanmanın en sağlıklı psikolojik cümlesi şudur: “Bu evlilik hayatımın önemli bir parçasıydı ama hayatımın tamamı değildi.” Bu cümle geçmişi inkâr etmeden geleceğe yer açar. Çünkü boşanmanın ardından yapılması gereken yalnızca eski hayatın parçalarını toplamak değildir; yeni bir hayatın psikolojik mimarisini kurmaktır. Bu yeni hayat bazen başka bir aşkla, bazen yeni arkadaşlıklarla, bazen seyahatlerle, üretimle, çocuklarla ilişkinin yeni bir biçim kazanmasıyla veya yalnız yaşamayı öğrenmekle şekillenir. Bazen de insanın yıllardır ertelediği kendisiyle yeniden tanışmasıyla başlar.

Psikoterapi açısından gri boşanmanın amacı kişiyi boşanmaya ya da evliliğe yönlendirmek değildir. Asıl mesele, kişinin yaşadığı geçişi anlamlandırmasına yardımcı olmaktır. “Ben ne kaybettim?”, “Ne kazandım?”, “Neden şimdi?”, “Bu ilişkide hangi ihtiyaçlarım karşılanmadı?”, “Ben hangi ihtiyaçlarımı ifade edemedim?”, “Geçmiş ilişkimde kendimi nasıl konumlandırdım?”, “Yalnızlıkla nasıl ilişki kuracağım?”, “Yeni bir ilişkiye gerçekten hazır mıyım, yoksa eski ilişkinin boşluğunu mu doldurmaya çalışıyorum?” gibi sorular, kişinin yeni yaşamının nasıl kurulacağını anlamasına yardımcı olabilir. Buradaki amaç eski eş hakkında daha az düşünmekten çok, kişinin kendisini yeniden tanımlayabilmesidir.

Sonuçta gri boşanma ne yalnızca bir başarısızlık ne de otomatik olarak bir özgürleşme hikâyesidir. Bazı insanlar için ağır bir kayıp ve belirsizlik yaratabilir; bazıları için ise uzun süredir ertelenen bir değişimin başlangıcı olabilir. Aynı deneyim farklı insanlar için farklı psikolojik anlamlar taşıyabilir. Bu nedenle gri boşanmayı romantize etmek kadar yalnızca bir kriz olarak görmek de doğru değildir. O, çoğu zaman bir yaşam geçişidir; bir ilişkinin, bir kimliğin, bir aile düzeninin ve bir gelecek tasarımının yeniden yapılandırılmasıdır.

Belki de gri boşanmanın en önemli sorusu “Bundan sonra kiminle yaşayacağım?” değildir. Daha temel soru şudur: “Hayatımın bundan sonraki bölümünü nasıl yaşamak istiyorum?” Çünkü insan ellili ya da altmışlı yaşlarında evliliğini bitirdiğinde yalnızca bir ilişkiden çıkmaz; uzun zamandır başkasının hikâyesiyle iç içe geçmiş kendi hikâyesini yeniden yazma fırsatıyla da karşılaşır. Yeniden başlamak geçmişi silmek değildir. Geçmişi hayatın bir parçası olarak kabul edip geleceğe yeni bir yer açmaktır.

Yaş almak yalnızca geçmişin artması değildir. İnsan zaman ilerledikçe, hayatının geri kalanının nasıl yaşanacağı konusunda daha açık sorular sormaya başlar. Gri boşanmanın psikolojik anlamı da burada ortaya çıkar: İnsan hayatının herhangi bir döneminde yeniden başlayabilir. Ama yeniden başlamak, geçmişi inkâr etmek değil; geçmişin içinden geçerek kendine yeni bir gelecek kurmaktır. Bana göre bütün bu sürecin en güçlü cümlesi şudur: “Bu evlilik bitti; ama benim hayatım bitmedi.”


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Gidenler, Kalanlar ve Biz

Hayatımızın belki de en kaçınılmaz gerçeğidir yas. Doğumdan ölüme hayat bizi hep kayıplarla yüzleştirir. Sevdiklerimizin kaybı, terkedilme, boşanma, çocuğumuzun evden gitmesi , iş kaybı, emeklilik he

 
 
 

Yorumlar


© 2020 by Dr. Bülent Eryüksel. All Rights Reserved.

bottom of page